Li Bai (李白), Türkiye’de Li Po olarak da bilinen, 701-762 yılları arasında Tang Hanedanı döneminde yaşamış olan Çinli bir şairdir. Arkadaşı Du Fu (杜甫) ile birlikte, “Çin Şiirinin Altın Çağı” olarak da bilinen Tang Hanedanı döneminin sembol isimlerinden birisi olmuştur.

24 yaşında evinden ayrılmış, Çin’in birçok yerini gezip, şiirler yazmıştır. İçkiye olan düşkünlüğüyle de bilinen Li Bai, şiirlerinde içkiye ve şair dostlarıyla buluşmalarına sıkça yer vermiştir.

Yıllar geçtikçe ismi halk arasında yayılmış, dönemin imparatoru, Li Bai ile görüşmek için onu huzuruna davet etmiştir. İmparatorla oldukça iyi anlaşan Li Bai, imparatora bağlı olan Hanlin Akademisi’nde çalışmaya başlamıştır.
Bir söylentiye göre Li Bai, sarhoş olduğu bir gün imparatorun huzuruna çamurlu ayakkabılarla gelmiş ve orada bulunan en kıdemli harem ağasından ayakkabılarını çıkarmasını talep etmiştir. Harem ağası bu duruma oldukça sinirlenmiş, Li Bai’ın imparatorun en sevdiği karısı hakkında yazdığı şiirleri kullanarak, imparator ile Li Bai’ın arasını açmaya çalışmıştır. Bu olaylar sonucunda imparator, Li Bai’a yüklü miktarda altın ve gümüş vererek şehirden sürmüştür.
Li Bai’ın doğal sebeplerle öldüğü düşünülse de bir söylentiye göre bir gece sarhoşken kayığıyla Yangtze Nehri’ne açılan Li Bai, nehrin üzerine yansıyan ayı kucaklamaya çalışırken düşmüş ve boğularak ölmüştür. Cemal Süreya da bu olaya bir şiirinde şöyle değinmiştir :
Kimsenin ölümü,
Çinli şair Li Po'nunki kadar güzel olamaz.
Li Po sandaldaydı, yeterince içmişti.
Hava açıktı.
Günaçığı değil de, ayaçığı bir gece.
Li Po, ayın sudaki görüntüsünü bütünüyle kucaklamak istedi.
Bunun için suya sarktı.
Kollarını gepgeniş açarak daha da sarktı.
Yazıyı Li Bai’ın en meşhur şiirlerinden birini, kendi çevirimle sonlandırmak istiyorum:
静夜思
床前明月光,疑是地上霜。
举头望明月,低头思故乡。
Suskun Gece Düşünceleri
Yatağımın önünde ışıldıyor, ay.
Yerleri buz kaplamış gibi.
Yukarı baktığımda parıldıyor, ay.
Aşağı baktığımda özlüyorum memleketimi.
