Jin Hanedanlığı, Üç Krallık döneminin ardından 280’de siyasi birliği sağladı; fakat bu birlik uzun sürmedi. Hanedanın tarihi, kuzeydeki Batı Jin (266–316) ile güneydeki Doğu Jin (317–420) olarak iki bölümde ele alınır. Aynı aile adının sürmesine rağmen başkent, yönetilen topraklar ve sarayın dayandığı güçler değişmişti.
Sima ailesi Wei tahtını nasıl devraldı?
Sima ailesi, Cao Wei devletinde askeri ve siyasi gücünü giderek artırdı. Sima Yan, 266’da Cao Huan’ı tahttan çekilmeye zorlayarak Jin Hanedanı’nı kurdu ve Luoyang’ı başkent yaptı. Bu, yeni bir ailenin dışarıdan gelip devleti bir savaşta ele geçirmesinden çok, saray içinde zaten güç kazanmış bir ailenin imparatorluk unvanını da devralmasıydı.
Üç Krallık’tan Shu daha önce Wei tarafından yenilmişti. Geriye güneydeki Wu kalıyordu. Jin’in 280’deki seferi sonunda Wu hükümdarı Sun Hao teslim oldu. Böylece uzun savaşların ardından geniş bir alan yeniden tek saraya bağlandı. Ne var ki askeri rakipleri yenmek, hanedanın içindeki iktidar sorununu çözmüyordu.
Batı Jin’in birliği neden çözüldü?
Sima Yan’ın 290’da ölümünden sonra, sarayda imparator adına kimin karar vereceği sorunu büyüdü. Hanedan mensuplarına verilen askeri ve bölgesel yetkiler, tahtın korunmasını amaçlıyordu; fakat aynı prensler kendi kuvvetleriyle birbirine rakip olabildi. “Sekiz Prens Savaşı” diye anılan mücadeleler, bu iç çatışmaların en bilinen bölümüdür.
Savaşlar yalnızca saray çevresini etkilemedi. Tarım, vergi toplama ve yerel güvenlik zarar gördü; nüfus yer değiştirdi. Merkezin zayıflaması, farklı askeri önderlerin ve toplulukların kendi yönetimlerini kurmasını kolaylaştırdı. Kuzeydeki On Altı Krallık dönemini yalnızca “askeri gücün artması” diye açıklamak bu yıkıcı iç süreci atlar.
Luoyang 311’de ele geçirildi. Saray bir süre Chang’an’da tutunmaya çalışsa da 316’da burası da düştü. Batı Jin’in sonu, güneydeki devamından önce yaşanan bu iki büyük başkent kaybıyla anlaşılır.

Doğu Jin: Aynı hanedan, başka bir güç dengesi
Sima Rui, 317’de Jiankang’da, bugünkü Nanjing’de Doğu Jin’i kurdu. Kuzeyden göç eden aileler bu yönetimin oluşumunda rol oynadı. Ancak güneye gelenler boş bir ülkeye yerleşmiyordu; bölgede yaşayan topluluklar ve güçlü ailelerle ilişki kurmaları gerekiyordu.
Doğu Jin imparatorları, önemli ailelerin ve generallerin desteğine bağımlıydı. Bu gruplar sarayı ayakta tutarken kendi nüfuzlarını da koruyordu. Kuzeyi geri alma hedefi varlığını sürdürdü, fakat kuzeye başarılı bir sefer düzenleyen komutanın başkentte güçlenmesi de saray açısından yeni bir sorun yaratabiliyordu.
383: Fei Nehri’ndeki savaş
Kuzeyde güçlenen Ön Qin, Çince adıyla Qian Qin (前秦), 383’te Doğu Jin’e karşı büyük bir sefer düzenledi. Buradaki Qin, Çin’i ilk kez birleştiren MÖ 3. yüzyıl hanedanıyla karıştırılmamalıdır. Farklı dönemlerde aynı hanedan adları kullanılabiliyordu.
Fei Nehri’nde Doğu Jin ordusu üstün geldi. Kaynaklardaki asker sayıları değiştiğinden savaşı yalnızca olağanüstü bir sayısal karşılaştırmaya indirgememek gerekir. Sonuç, Ön Qin’in bir arada tuttuğu kuzeydeki güçlerin yeniden ayrışmasını hızlandırdı. Güney yönetimi ise büyük bir istiladan kurtulmuş oldu.

Zafer hanedanın sonunu neden önlemedi?
Dışarıdan gelen tehlikenin atlatılması, Doğu Jin’in içindeki iktidar mücadelesini bitirmedi. Sun En’in ayaklanması gibi krizler devleti zorladı. Huan Xuan, 403’te başkenti ele geçirip İmparator An’ı tahttan indirdi ve kendi yönetimini ilan etti.
Liu Yu’nun önderliğindeki kuvvetler Huan Xuan’ı yenerek Jin sarayını yeniden kurdu. Fakat bu kez sarayın dayandığı asıl askeri güç Liu Yu’nun elindeydi. İmparatorluk ailesinin geri dönmesi, eski yetkilerini bütünüyle geri aldığı anlamına gelmedi.
420’de Liu Yu, İmparator Gong’u tahttan indirip Liu-Song Hanedanı’nı kurdu. Böylece Doğu Jin sona erdi ve güney hanedanları dönemi başladı. Jin’in iki bölümünü birbirine bağlayan temel sorun da burada yeniden görünür: orduyu yönetenlerle imparatorluk unvanını taşıyanların gücü her zaman aynı elde toplanmıyordu.
