Hepimiz sofralarımızda bulunan tavşan kanı çaylara aşinayız. Bu çayların binlerce yıllık tarihini hiç düşündünüz mü? Kimin aklına gelmiştir acaba yaprakları kaynatmak? Çin İmparatorlarının özel içkisi olan çayın bizim sofralarımıza nasıl geldiğini merak ettiniz mi?
ÇAY İSMİ NEREDEN GELİR?
Çay, Mandarin Çincesinde 茶 (chá) olarak söylenir. Türkçedeki “çay”, Rusçadaki чай ve Farsçadaki چای gibi biçimler bu ses ailesiyle ilişkilidir. İngilizce “tea” ve Almanca “Tee” ise aynı karakterin Min Çincesindeki tê okunuşundan türemiştir; bunlar eski 荼 (tú) karakterinden gelmez.
YAPRAK KAYNATMAK NEREDEN AKILLARINA GELDİ?

Efsaneye göre bir yaz günü, sarayından uzak bir yeri ziyaret etmek üzere yola çıkan İmparator Shennong(神農) ve maiyeti yol üzerinde dinlenmek için dururlar. İmparatorun emri üzerine hizmetkarlar su kaynatmaya ve servis etmeye başlar. O sırada imparator ve maiyetinin hemen yanında bulunan fidanlardan kurumuş yapraklar kaynamış suyun içine düşer. Su, kahverengi bir renk alır ve böylece ilk çay demlenmiş olur. Efsanelere göre imparator Shennong bir bilim insanıydı. Dolayısıyla bu sıvıya büyük bir ilgi duydu, biraz tatmak istedi ve oldukça rahatlatıcı buldu. Bu Çin efsanesine göre çay, milattan önce 2737 yılında bulunmuştur. İmparator, ilerleyen zamanlarda çayın sağlık açısından yararlarını keşfetmiş ve tüm ulusun yararı adına Çin halkını bu bitkiyi yetiştirmesi için zorlamıştır.
Tabii bu zamanda Çinliler, çayı tıp adına kullanırdı. Çin İmparatorluğu’nda çayın popüler bir
içecek olması 3000 yıldan fazla zamanı almıştır.
TÜRKİYE VE ÇAY

Osmanlı döneminde çay ithal ediliyor, yetiştirme denemeleri de yapılıyordu. Bursa’daki erken denemeler beklenen sonucu vermedi. Doğu Karadeniz’in koşullarının uygun olduğunun anlaşılmasının ardından, 1924’te çıkarılan kanunla Rize çevresinde çay tarımı desteklendi. Zihni Derin’in öncülük ettiği çalışmalar ve sonraki üretim yatırımları, çayın Türkiye’de yaygınlaşmasında etkili oldu. Bu süreci yalnızca kahvenin pahalanmasına bağlamak eksik kalır.
